Düşük maliyetli ve yaygın biçimde erişilebilir hâle gelen gözetim teknolojileri, kamusal alanın görünürlüğünü ve denetlenme biçimlerini köklü şekilde dönüştürmüştür. Ev tipi Closed-Circuit-Television (CCTV) sistemleri, akıllı kapı zilleri, araç içi kameralar, drone’lar ve akıllı kent altyapılarında kullanılan sensörler, bireylerin kamusal ve yarı kamusal alanlarda sürekli olarak kayıt altına alınmasına imkân tanımaktadır. Bu gelişme, gözetimi yalnızca devlet tarafından yürütülen dikey bir kontrol mekanizması olmaktan çıkararak, özel kişilerin ve ticari aktörlerin de aktif rol oynadığı çok katmanlı bir yapıya dönüştürmüştür. Bu bağlamda, kamusal alanda mahremiyetin hukuki olarak korunup korunamayacağı sorusu veri koruma hukukunun temel tartışma alanlarından biri hâline gelmiştir. Avrupa Birliği veri koruma rejimi, kişisel verilerin işlenmesine ilişkin kapsamlı bir çerçeve sunmakla birlikte, tamamen kişisel veya ev içi faaliyetler kapsamında gerçekleştirilen veri işleme faaliyetlerini uygulama alanı dışında bırakmaktadır. Başlangıçta düşük riskli ve kapalı faaliyetler için öngörülen bu hane istisnası, modern ev içi gözetim teknolojilerinin kamusal alanı da kapsamasıyla birlikte belirsizleşmiştir. Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın Ryneš kararı, kamusal alanı görüntüleyen özel gözetim faaliyetlerinin istisna kapsamında değerlendirile-meyeceğini ortaya koymuştur. Ancak mekân merkezli bu yaklaşım, güncel ve hareketli gözetim teknolojileri karşısında yetersiz kalmaktadır. Makale, bağlamsal ve teknoloji-duyarlı bir yorumun hem AB hukuku hem de Türk hukuku bakımından zorunlu olduğunu savunmaktadır.
Gözetim , Kamusal Alan , Veri Koruma , GDPR , KVKK , ABAD , Avrupa Birliği Adalet Divanı , Rynes

